Yunus A. Özdemiş şöyle yazmıştı:
Hocam ben sizin e
klediğiniz "fotoğraflara" "aaa" diyorum ama "resimlere" demiyorum. Poussin'ın 1654 Ideal Lands'i bende bir "aaa" uyandırmıyor. Ama yapıldığı dönem eminim ki o herkes için aaa hissi uyandırıyordu. özellikle bu dijital çağ ile birlikte herşeyin sınırının sonuna kadar gidilmiş olması (örneğin bir dinazor bir adamın etlerini parçalayarak, kanlarını oraya buraya saçarak apaçık yiyebiliyor bir filmde) bizde ters bir etki mi yaratıyor acaba? Yani hayatımız bu kadar artifactlarla dolu değilken resim sanatı anlamlıyken artık fotoğraf daha güçlü olmaya başladı. yaşadığımız ortam ne yönde kalabalıksa sanat tersinde bir aaa yaratıyor olabilir mi?İskender:
Kaç zamandır Yunus Özdemir’in bir süre önce yaptığı foto-resim karşılaştırması (manzara albümünde Turner resim altı) üzerine bir şeyler yazmama imkân verecek bir şey arıyordum; bugünkü deviant’lardan biri hiç değilse bir ilk adım imkânı sağladı. Kısaca şu: Bu karşıtlık, photo-manipulation devrinde artık anlamlı mı?Aşağıdaki resme ne diyeceğiz? Fotoğraf mı, resim mi?

Sanatçı iki fotoğrafı eklemiş, “geri kalan kısmını ‘paint’ etmiş”… Sürecin ayrıntıları için bkz.
http://forestgirl.deviantart.com/art/The-forest-pond-164092212
Yunus A. Özdemir;
Eskiden insanlar birşeyleri sır olarak tutardı ve çırakları da hayatları boyunca bu sırrı öğrenmeye çalışırdı. Artık biri birşey yaptığında sabredemeyip 'bakın işte şöyle yaptım' diyerek hayatlarımızı mahvediyorlar :) Galiba sanatçıların dilleri çözüldü (gereksiz bir detayı burda söylemek isterim: ben mimarım ve sanatın ne olduğuna pek kafa yormadım) İskender hocamın alanı psikolojidir, yanlış birşey söylemek istemem ama; birşeyin nasıl yapıldığı değil, benim tarafımdan nasıl görüldüğü önemli değil midir?




İkinci tartışma öbeğini Reha Yünlüel başlattı:
Portrelerin, fotoğraf makinesinin icat olmadığı dönemdeki öneminden muhakkak söz edilmiştir. Ben aramaya üşendim, bir tekrar olarak kabul görsün lütfen.
Otoportre ve narsizmi ise narsizm aksı üzerinden parantezliyorum.
İskender, fotoğraf karşısında poz verme davranışının bir teknoloji olarak fotoğrafı öncelediğini iddia ettiği, Ghirlandaio üzerine bir yazısını hatırlattı:
http://defterisk.blogspot.
Ayşegül Sütçü tartışmaya bir soru ile katıldı:
Otoportre, yaşam ve ölüm... Neler getiriyor aklınıza???
Otoportre, yaşam ve ölüm... Neler getiriyor aklınıza???
Reha Yünlüel şöyle bir karşılık verdi:
Resim sanatı hepten öyle, haklısın sevgili iskender ama portre fotoğrafçılığı açısından ayrı bir önemi var konunun gibi geliyor bana. Bu belki Ayşegül'ün sorusuna da bir yanıt olabilir. Portre / otoportre vs. ölüm... Geride kendinden bir iz bırakıyorsun;ölüme karşı çıkıyorsun, karşı geliyorsun. Fotoğraf makinesi öldü mertlik bozuldu gibi gözükse de resim sanatı açısından, "portre/otoportre vs. ölüm"ün demokratikleşmesi şeklinde de algılayabiliriz. Mesele artık ya da nihayet halka indirgenebilmiştir (bu açıdan, bugün artık zarlarını atan vidyo değil midir?). Bir yaşından sonra kimilerinin -özellikle sanatçıların- değil resimlerini yaptırmak ya da fotoğraflarını çektirmek, halkın önüne bile çıkmaktan kaçınmaları burada bir alt başlık olarak düşünceye açılabilir.
1 yorum:
İskender hocam, bu tartışmada aklımı karıştıran bir soru da benden; herşeyin dijitalleştiği, yıllar önce "dokunma"ya da elverişli olabilen sanat alanlarının (resim ya da fotoğraf) artık sadece "görme" ye hitap ettiği, mekansal kurgunun dahi algılanamadığı, yok-yer'lerde vakit geçirdiğimiz (gerçek dünyada bu genellikle, şu anda olduğu gibi bir ekran başı oluyor) günümüzde; bence gördüklerimizi fotoğraf ya da resim olarak değil ama başka bir şekilde adlandırmak daha doğru olabilir mi? sizin verdiğiniz dev-art örneğinde mesela bu tarz işleri yapanların kendilerine "CG artist" (computer graphics artist) demeleri ya da bizim hayatımızın içine ısrarla soktuğumuz kavram "dijital-sanat" gibi..
"ceci n'est pas une pipe" tablosuna saygılarımla...
Yorum Gönder