Son günlerin hasadı zengin…. Önce, dünden, bir önceki günden kalan tartışma kolay kolay biteceğe benzemiyor. Yazdıklarım Ayşe Görür’ü ikna etmemiş olmalı. Resmi hatırlatayım.
Ayşe Görür’le resimde figürün duruşunda ifadesini bulan bir gurur olduğunda anlaşmış gibi görünüyoruz. Ben bu gururun ille de kibir diye mi okunması gerektiğini, kibir olmayan bir gururdan söz edilebilip edilemeyeceğini sormuştum.
Ayşe Görür şöyle yazmış:
İnsan kibirlenmeden tabi ki gururlanabilir de eşzamanlı olarak "kestiğimiz her kellede kendimizden bir yanı kestiğimiz" derecesinde bir tevazuyu da bu şekilde sergilemez bence. Yani bu kadar göstere göstere gurur+tevazu olamaz yoksa kibirsiz gurur kesinlikle olur.
Aslında burada, benim sevdiğim bu resmi Ayşe Görür’ün sevmediği söylenerek, “zevkler ve renkler tartışılmaz”a sığınarak söze son verilebilirdi ama bu kolaya kaçmak olur.
Ayşe Görür’ü figürün duruşunun tedirgin ettiği anlaşılıyor: “tevazu bu şekilde sergilenmez”…. Peki, soruyu şöyle yeniden dile getirmeye çalışayım: Peki, nasıl sergilenebilir, gösterilebilir tevazu? Bir gösterişi olmayan bir gurur olur mu? (Burada karşılamaya çalıştığım soru, itiraz zinciri aslında Reha Yünlüel’in “alçakgönüllülüğün kibrin Allah’ı” olabileceği yolundaki uyarısıyla da ilişkili…)
Soruyu böyle sorunca, bildiğim ressamlar arasında belki en az teşhirci olanı, gösterişsizliği neredeyse bir şiar edinmişcesine resim yapanı olan Rembrandt’ın Davud temasını nasıl ele almış, olduğunu merak ettim…

Konu üzerinde çalışıyor olmasam, üzerinde dahi durmayacağım, üzerinde durduğumda da neredeyse “olmamış” deyip geçeceğim bir resim (1627 yılında, Rembrandt 21 yaşındayken yapmış). Evet, burada kibirden, teşhirden iz yok ama figürlerin “kabilenin hayatında” bu kadar erimiş olduğu bir kompozisyon, bize Davud’un öyküsünün ruhsal-manevî içeriği, anlamı hakkında en ufak bir fikir veriyor mu?
Bir de tersten, yani eserde ifade edilenin gurur-kibir olduğuna kuşku duymayacağımız bir örneğe göz atalım. Michelangelo’nun David’ini "okumaya" kalkışmayacağım. Ama belki başka bir eseri zaten konumuzla daha da yakından ilgili: 1532 yılında yaptığı Zafer heykeli…
Tamam bazı durumlarda, gururla kibiri birbirinden ayırt etmek önemli olabilir ama mesela bu heykelin ifade ettiği içeriğe gurur mu, kibir mi diyeceğimiz bana önemli görünmüyor.(Belki tartışma
nın daha sonraki evrelerinde önemli olabilir: Caravaggio’nun geçen notta alıntıladığım Davud resmindeki Callut kellesi çok açık bir otoportre; burada da mağlubun başı, o kadar açıkça değilse de Michelangelo’nun kendi yüzünden izler taşıyor.Neden bu ek bilgi? Şimdiden uyarmış olayım; bu notun devamında bizim esas resmin “anlamı” hakkında aydınlanmak için Orazio Gentileschi’nin hayat hikâyesine döneceğim; resmin (bizim için) anlamını ille de ressam için taşıdığı anlama indirgemek için değil; ulaşabileceğim herhangi bir kaynağı yoklamaktan kendimi alıkoyamadığım için.
Son not: Aşağıdaki site Davud ve Callut temasının sanat tarihi boyunca izini sürmek isteyenler için bulunmaz bir nimet.
http://www.textweek.com/art/david_and_goliath.htm)
0 yorum:
Yorum Gönder